Haberler - Yorumlar


Kofi Annan'ın Ziyareti ve Kıbrıs İçin 3. Plan

Fuat Aksu*


    Kıbrıs'da BM Genel Sekreteri tarafından yeniden tarafların değerlendirmesine sunulan ikici plan da tarafların temel beklentilerini karşılamakta yetersiz kalmıştır. Kimi değişikliklerle taraflara sunulan planın taraflar arasındaki müzakereye zemin oluşturması kararına rağmen müzakerelerden beklenen sonuç çıkmamıştır. Dahası, GKRY'de sürmekte olan seçim kampanyaları sırasında Klerides'in kesin bir tavır almaktan kaçınması ile birleştiğinde, GKRY'nin müzakerelerde tarafların yaklaşımlarına esas olacak "olmazsa olmaz"larını öğrenmek mümkün olmamıştır. KKTC'nin müzakerelerdeki "olmazsa olmaz"ları Denktaş tarafından görüşmelerde taraflara sunulmasına rağmen Klerides sadece bu esaslara ilişkin eleştirilerini bildirmekle yetinmiştir.
    Dolayısıyla, Kıbrıs'da halen sürmekte olan görüşmelerde BM Genel Sekreteri'nin de öngördüğü ve önerdiği süreler içerisinde bir kesin çözüme ulaşabilmenin giderek güçleştiği görülmektedir. Bu çerçevede GKRY'nin görüşmelerde daha esnek bir yaklaşım sergilemesi ise -en azından zamanlama açısından- kolay görünmemektedir. Avrupa Birliği'nin son Kopenhag Zirvesi sırasında GKRY'nin Kıbrıs'ın tek temsilcisi olarak tam üyeliğini teyid etmesi, GKRY'de siyasilerin istediklerini elde ettikleri havasını yansıtmaktadır. Ancak bu durumun getirmiş olduğu kuşkular da eksik değildir; Bu bağlamda dile getirilen en önemli kuşku, KKTC'nin ve Türkiye'nin Annan Planı'nı kabul etmeyerek Türkiye'nin AB üyeliği ile Kıbrıs sorunu arasındaki koşulluluk ilişkisini koparmak isteyebileceğidir. Gerçekten de Annan Planı'nın başarısızlığı sonucunda GKRY'nin AB'ne tam üye olması ve KKTC'nin üyelik dışında kalması yeni "sorun"lar doğurabilecek niteliktedir. Özellikle ABD'nin Irak konusunda Türkiye ile işbirliğini güçlendirmeye dönük çabalarının Kıbrıs sorunun çözümünde KKTC'nin devlet olarak tanınmasının önünü açacak bir sürece dönüşmesi olasılığı dikkatlerden kaçmamalıdır. Bu olasılığın gerçekleşmesi, aslında Türkiye'nin ve KKTC'nin pek çok açıdan avantajlı konuma geçmesini sağlayacaktır. Özellikle Türkiye'nin stratejik çıkarları açısından değerlendirildiğinde, Akdeniz'deki deniz hukukuna ilişkin düzenlemelerde (karasuları, kıta sahanlığı, bitişik bölge, ekonomik bölge gibi) KKTC ile işbirliği yapması çok daha kolay olacak ve askeri güvenlik açısından da hukuksal işbirliği olanakları yaşama geçirilebilecektir. Kuşkusuz bu durumun Yunanistan ve AB tarafından kolay kabul görmesi mümkün olmayacaktır. Özellikle Türkiye'nin AB'ne tam üyeliği çerçevesinde yeni pazarlık/koşulluluk ilişkileri ortaya konulacaktır ki bu durum şu anda AB'nin Türkiye'ye karşı izlemekte olduğu stratejiden pek farklı değildir.
    Diğer yandan, BM Genel Sekreteri'nin sunmuş olduğu planların eşitlik esası üzerinde iki ayrı egemen devletin birlikteliğini esas alıp almadığının belirsizlik taşıması ve GKRY'nin KKTC'nin egemen devlet eşitliğine karşı çıkmakta oluşu, diğer görüş ayrılıkları ile birlikte, en önemli görüş ayrılığını oluşturmaktadır. Dolayısıyla, GKRY'nin ve Yunanistan ile beraber AB'nin KKTC'nin eşit devlet statüsünü tanıması müzakerelerdeki duyarlılık taşıyan pek çok engelin aşılmasını kolaylaştırabilecektir. Bu bağlamda bir başka nokta ise, taraflar arasında yeniden kitlesel göç ve toprak paylaşımı tartışmaları yaratacak olan düzenlemelerin yapılmasındaki güçlüktür. Mümkün olduğunca az sayıda insanın yerlerinden edilmesi ve sorunun bir kerede tazminatlar yoluyla çözülmesi en uygun seçenek olacaktır. Etkin bir garantörlük sisteminin oluşturulabilmesi ise her şeyden önce Türkiye'nin AB'nde tam üye olarak yer almış olmasıyla mümkündür.
    BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Kıbrıs Özel temsilcisi Alvaro de Soto ile Kıbrıs'daki görüşmelere ilişkin olarak yapmış oldukları değerlendirmelerden sonra çıkacağı gezi sırasında, AB'nde yapacağı görüşmelerde ve garantör devletlerden Türkiye ve Yunanistan ile yapmayı planladığı görüşmelerde dile getireceği konular, tarafların duyarlılıklarını dile getirmekten öte bir anlam ifade etmeyecektir. Özellikle GKRY açısından plana yönelik tepkiler giderek artarken eşit devlet yapısını esas alan bir çözüme evet demek siyasi iktidarları zora sokacaktır. BM Genel Sekreteri'nin kendi kişisel ağırlığını bir kez daha garantör devletler üzerinde ikna girişimine katmış olmasından çok şey beklememek gerekir. BM, son dönemde uluslararası siyasal sistemde yaşananlar dikkate alındığında uyuşmazlıkların barışçıl yollardan çözümlenebilmesindeki etkinliği bakımından bir tür sınavdan geçmektedir. Irak'ta yaşanan gerginliğe koşut olarak bir de Kıbrıs sorununda yaşanacak başarısızlık BM ilke ve kurumlarına olan inancı kökünden sarsacak bir gelişme olacaktır. Bu yönüyle gerek AB'nin, gerek BM'in girişimleri bir tür saygınlık gösteresi olarak da değerlendirilebilir.
    BM Genel Sekreteri'nin AB çerçevesinde yürüteceği görüşmelerin ardından garantör devletlerle yapacağı görüşmelerde Türkiye'nin ve KKTC'nin evet diyebileceği bir düzenlemeyi Yunanistan ve GKRY'ne kabul ettirebilmesi, imkansız değilse bile, şimdilik çok güç görünmektedir. Asimetrik güç ilişkisi ve koşulluk çerçevesinde değerlendirildiğinde ise, Türkiye ve KKTC üzerindeki baskıların daha da artacağı açıktır. Bu bağlamda, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'ın AB'ne tam üyeliğinden önce Türkiye'nin AB'ne tam üyeliğini sağlayacak bir öneri/plan geliştirmesi müzakerelerin ilerlemesi açısından göz ardı edilemeyecek bir girişim olacaktır.


"Kofi Annan’ın Kıbrıs Raporu ve Kıbrıs’ın Geleceğine İlişkin Beklentiler",  Haber Analiz,13 Nisan 2003, http://www.haberanaliz.com/detay.php?detayid=398